Pazartesi, Nisan 21, 2014 02:00

Archive for the ‘Dizi Eleştirileri’ Category

SON !

Pazar, Mart 4th, 2012

 SON !

Yıllar önce Edebiyat topluluklarımızın içerisinde yeni denemeler yapardık benim gibi genç yazar arkadaşlarımızla. Bir dönem sondan geriye yazma modası başlamıştı, hatta ismini hepimizin hatırlayacağı bir Amerikan filminden de fazlasıyla etkilenmiştik. Daha ilginci iki sene önce yayınlanan Priamoesr’in Çemberi isimli romanımın kurgusu tam olarak ileri ve geri zaman dalgalanmalarıdır. Anlaşılan birileri bu fikri dizi olarak harmanlamış ve ortaya ‘Son,’ çıkmış. Neyse bizi ilgilendirmez ancak önemli olan şu; dizi başarılı mı? Cevap benim kanımca ‘Hayır,’…Çünkü bu kurgu sağlam bir hikaye gerektirir. Sizlere şimdiden Son’un sonunu açıklayayım; Adamın ikizi malesef ölmemiş, iki kadını idare edemeyeceği için ikizinden yardım istemiş. Budur…

Black Mırror

Pazar, Mart 4th, 2012

 Black Mırror

Üç bölüm çekilen, her bölümünde farklı oyuncu, yönetmen ve hikaye barındıran bu yapım için söylenebilecek tek cümle; ‘Mutlaka izleyin,’ olacaktır. İlk bölüm beni derinden etkiledi ve gerçekten kalemimi biraz daha özgür bıraktı. İngiltere Başbakanının bir domuzla paylaştığı birliktelik, o kadar ustaca yorumlanmış ki saygı duymamak elde değil. İkinci bölüm her gün yaşadığımız televizyon macerasının şimdiye kadar izlediğim en iyi yorumu sanırım. Bağırmak için bile, bağıracaklarınızın kölesi olmalısınız…

Walking Dead

Salı, Kasım 15th, 2011

 Walking Dead

Bir dizi izlenmemek için bu kadar mı uğraşır anlamak mümkün değil. 2.sezona hiç bakmayın boşu boşuna. Yazık sevdiğimiz ve hayal kırıklığına uğradığımız diziler kervanına bir yenisi daha eklendi. Bana bıraksalar daha iyi yazarım diyeceğim, espri değil gerçek…

Terra Nova

Salı, Ekim 18th, 2011

 Terra Nova

Evet, sevdiğimiz fantastik diziler kataloğuna bir yenisi daha eklendi. ‘Terra Nova,’. Yayınlanan 5 bölümü izledim, umut veriyor diyebilirim. 22.yüzyıldan başlayan hikaye, insanoğlunun yeni dünya arayışıyla birlikte 85 milyon yıl öncesine uzanan bir zaman çatlağından devam ediyor yolculuğuna. Yani Lost, Jurassic Park, Back To Future, Atlantis karışımı bir dizi yataılmış, hepsinden azıcık. Takip edelim bakalım neler olucak.

Kuzey: Sevgili Kıvanç Hoşgeldin

Salı, Eylül 13th, 2011

 Kuzey: Sevgili Kıvanç Hoşgeldin

         Sezon açıldı ya, dizi bazlı yazılarımın ardı arkası kesilmez artık. Kendimde oyunculuk yaptığım için Kıvanç’ın bu büyük sınavını ayrıca merak ediyordum. Tanıtımlardan anladığımız kadarıyla ters bir roldü bu, ipin ucu kaçınca tutulamayacak bir oyunculuktu.
          Ben beğendim, tebrikler Kıvanç. İyi konsantrasyon, yeterli denge, kendisine zıt bir karakteri başarıyla canlandırış. Bu sezon dizi ve Kıvanç çok konuşulurlar buna eminim. Başarılar…

Al Yazmalım…

Salı, Eylül 13th, 2011

 Al Yazmalım...

        Göz ucuyla seyredeyim dedim kendi kendime dün akşam, yorgundum elimde kumanda aleti geziniyordum kanalların arasında. Benim gibi duygu fakiri bir insanı bile etkilemeyi başarmış, içini titretmiş o büyük filmin dizi uyarlaması vardı karşımda. Sabırla bekledim, yine bekledim, en azından müziği dinlemek bile hoş diyerek bekledim o an gelinceye kadar. Bir çoğumuzun ezberlediği o replikler gelene kadar, birbirlerine delice, sınırsız, her şeyleriyle aşık olmuş iki insanın göz göze bakarken akıllarından geçirdikleri cümleleri içeren o repliklere.
         OLMAMIŞ, TUTMAMIŞ, TUTTURULAMAMIŞ…
         Yanılıyor olabilir ama bu dizi sırf bu sahne yüzünden geleceğini belirledi bence. Dizi çöplüğündeki yerini alacaktır ama belki bir umutla, zorlamalarla bir şeyler olabilir.
Haksız mıyım? Açın ve seyredin o sahneyi. En değerli cümlelerin nasıl bomboş akıp gittiğine şahit olacaksınız.

Spartacus Elveda!!!

Salı, Eylül 13th, 2011

 Spartacus Elveda!!!

          Onu hayatımıza şimşek gibi giren o müthiş dizi ile tanıdık. Büyük Spartacus, Andy Whitfield. Ardından duyduklarımıza inamadık tabii, lenf kanseriyle mücadelesini, tedavi altında dizinin görselliği adına yaptığı büyük fedakarlıkları ve hayat hikayesini. Onu daha fazla sevmemize sebep oldu belki de tüm bu etkenlerin bir arada toplanması.
          Ölüm haberini duymadan yaklaşık bir saat önce dizinin yeni sezon fragmanını izlemiş ve ‘Kahretsin, sonunda oyuncuyu değiştirmişler.’ demiştim kendi kendime. Kaybolan hayatlar üzer insanları, geride kalanlara güç dilemek gerekir ve dua etmek.
          Hoşçakal Spartacus…

Dizi…(Aşk-ı Memnu)

Çarşamba, Kasım 25th, 2009

     120 Dizi...(Aşk ı Memnu)

RTÜK başkanının bu dizi  hakkında söyledikleriyle çalkalanıyor ortalık. Hani Etiler – Türkiye karşılaştırması. İşin ilginç yanı Aşk-ı Memnu’yu  izleyen kişi sayısı rahat on milyon. Ben İstanbul’u çok bilmem. Etiler’in nüfusu kaç acaba?

LOST 4.SEZON – KISA YAZAR BAKIŞI

Perşembe, Kasım 5th, 2009

               Hepimizi ekranın karşısına kilitleyen bu dizinin hikâyesinden tabii ki bahsetmeyeceğim. Bunu hepimiz biliyoruz, duyduk, okuduk, yaşadık ve izledik. Benim amacım olayları bir yazar gözüyle değerlendirmek ve senaristlerin beynine doğru kısa bir yolculuğa çıkabilmek. Kendi düşünce ve beklentilerimi, onlarınkilerle karşılaştırabilmek. Bunu biraz güldürerek, biraz da düşündürerek yapabilmek tabii. Yoksa benim düşündüklerimin bir önemi yok bunu biliyorum.
                 Üçüncü sezonun son günlerinden başlayalım yazımıza. İşin açıkçası sıkılmaya başlamıştım. Muhtemelen gelecek üç sezonun planlarını yapan senaryo ekibi, dur bakalım nasıl uzatırız paranoyasının içine girmişti. Alakalı, alakasız bir sürü ayrıntıyla bezenmiş ve neredeyse görünürde var olan ama aslında olmayan bir aksiyonla birlikte sıkıcılık sınırlarını zorlamaya başlamıştı. Ben dizinin cevaplarından değil beklentilerinden bahsedeceğimi söylemiştim zaten.
                     Beni en çok korkutan hamle, son bölümlerdeki adanın gerçek hayata çekilme çabalarından kaynaklandı. Yani birilerinin adadan gidebildiğini görmek, birilerinin adaya gelebildiği görmek hissettiğim büyüyü bozmuş ve beni öylece bomboş bırakmıştı. Bunun nedeni olarak –tükeniş- kelimesini düşündüm. Benim gibi forum sayfalarında bulunan birçok kişi de aynı görüşteydi. Senaryo ekibi ne yaptığından habersizdi ve mistik ada kavramı tükenmeye başlamıştı. Bunun tek çaresi de konuyu başka boyutlara taşımaktan geçiyordu.
                   Dördüncü sezon başladı ve korktuğum başıma geldi. Ada’dan kurtulduklarını gördük ve tüm hayallerim yıkıldı. Bu tükenmişlik içerisinde ben olsam ne yapardım diye düşündüm ve cevap olarak herhalde zaman kazanırdım dedim. Biraz olsun haklı çıkmıştım ilk bölümlerde. Olayları bıraktık, yahu kurtulan altı kişi kim diye saymaya başladık. İlk taktik işe yaramıştı ve izleyiciyi sanırım ekranda tutmayı başardı. Saydık, saydık ve en sonunda öğrendik. İkinci taktik olarak şunu seçmişti senaryo ekibi. Yazabileceğin kadar çok sayıda ucu açık, anlamsız, merak uyandıran konuşma yaz. Neredeyse dokuzuncu bölüme kadar sürekli bu tip replikler vardı. Bunların bazılarını aktaracağım sizlere. Şimdi iki kişi konuşuyormuş ve ne konuştuklarından hiç haberiniz yokmuş gibi düşünün.
‘’Oraya gitmemeliydik…’’
‘’Gerçeği bilmiyorsun…’’
‘’Peki, o gün yaşananlar…’’
‘’Aslında öyle olmadı…’’
                Bu cümleler sayısız defa çoğaltılabilir. Sadece dikkatli izlemek lazım bölümleri. Şimdi bunu yapmakla haksızlar demiyorum tabii. Ortada uzatılması gereken bir dizi var ne de olsa. Varsın öyle olsun ne diyelim. Dünyanın en çok izlenen dizisini yazan ekibin bir bildiği vardır herhalde. Benim üzerinde takıldığım konu şu aslında. Buraya kadar gelmişsin, milyonlarca seyirciyi eline almışın ve ekranın karşısına oturtmuşsun. Tükenmişlik sana yakışır mı, sadece bunu soruyorum. Gerekirse yirmi dört saat uyumadan farklılık yaratmalı insan. Cevaplar ve sorular sonsuz çünkü dünya üzerinde. Tek bir fikir üzerinden yola çıkmak bence çok yanlış. İzlemeyenler olabileceği için son bölümdeki çözülmeyi anlatmayacağım ama tüm ondört bölümü tek bir sona hazırlamak ve yine bir sürü soru işaretiyle sezonu kapatmak ne kadar doğru bilmiyorum. Üstelik belirtilen son, zaten ilk baştan beri herkesin tahmin edebildiği bir şeydi ve bu olayı daha fazla vahamet içerisine sokuyor.
                 Sonuç olarak son sözlerim şudur. Umarım bu tükenmişlik diğer sezonlarda da devam etmez. Kaçmak yerine yüzleşmek, bilinmeyen yerine bilinenle şekillenen yeni sorular çıkar karşımıza. İlk sezonun hatırına ikinci ve üçüncü sezonları izledim ama dördüncü sezonda bu hatır kalmadığı için beşincide ne yaparım bilmiyorum.

Bülent ERİŞ

Heroes: İçimizdeki Kahramanı Arayış

Cuma, Ekim 30th, 2009

         Hatırlamakta zorlandığım yıllar. Parmaklarımızı birbirine değdirerek zamanı durdurmaya çalışırdık arkadaşlarla. Çok küçüktük o zamanlar. Beş kişi toplanır Voltran’ı oluşturmaya çalışırdık. Ben nedense hep mavi aslan olurdum. Herhalde gözlerim mavi olduğu için. Sonra yıllar geçmeye ve büyümeye başladık ama içimizdeki farklılık hiç değişmedi. Tıpkı geçen sene sevgili Göksel kardeşimle birlikte koştura koştura Transformers’ı izlemeye gittiğimiz gibi. Sinema hemen hemen bizim kuşakla doluydu. Gözlerimiz dolarak hatırladık o günleri. Büyümeye devam etsekte Wolvarian hep bizim adamımız oldu. Büyüdük, büyüdük ama ruhumuzu hiç kaybetmedik. Yazdıklarımıza aktardık, hayal gücümüzle süsledik yaşadıklarımızı, kurgular çıkardık ortaya herkesin beğenisini kazanan.

            En sonunda bir dizi çıktı karşımıza. Kahramanlık şimdiye kadar hiç bu kadar güzel anlatılmamıştı. Hayatta olduğumuz süre içerisinde bazı zamanlar sorduğumuz o garip soruları açıklamıştı bize bu garip dizi. Merak etmiştik hep bu süper kahramanlar bu noktaya nasıl geldi diye. Hiç aşık olmadılar mı, hiç korkmadılar mı, hiç iyilik yapmak istemedikleri olmadı mı…

            Anladık ki herkesin bir hayatı olmalıymış. Bir aşkı olmalıymış. Korkuları, üzüntüleri, arkadaşları, seçimleri olmalıymış. İlk defa kendimizi basit hissetmedik ekrana bakarken. Belki dedik ilk defa garip bir şekilde. Neden olmasın dedik şakayla karışık. Onları kendimiz gibi görmeye başladık. Tüm bunların sonunda ilk defa içimizdeki gerçek kahramanı arayışa çıktık. Öncekilerden farklıydı bu. Öncekiler gibi değildi. Onlar bir çeşit taklitmiş dedik durup soluklanınca. Birçoğumuz reklam arasında masanın üzerinde duran bardağı yerinden oynatmaya çalıştı en saf haliyle. Binlercemiz hangi karaktere yakın olduğunu anlamaya çalıştı. Yüzlercemiz ilk defa ardı ardına sorular sordu kendine, biz ne yapardık diye.

            Asıl gerçek olan cevabı öğrendik bu sürecin sonunda. Kahramanlık aslında daha farklı bir şeymiş. Şimdiye kadar anlayamadığımız farklı bir yolmuş. Kendine güvenmekmiş aslında kahramanlık. Kahraman olabilme ihtimalini düşünebilmekmiş. Önce kendin gibi davranabilmekmiş. Önce kendin olabilmekmiş. Korkusuzluk değilmiş kahramanlık. Ruhsuzluk değilmiş. Öğrenebilmekmiş, sevebilmekmiş, kaçabilmekmiş…

            Yaşadığımız şeylere farklı bir açıdan bakmaya çalıştım her zaman olduğu gibi. Bazı cümlelerde bilerek abartarak, bazılarında bilerek susarak. İçinizdeki gerçek kahramanı bulmak için yapmanız gereken tek şey kendinize inanmak. Başaracağınıza inanmak. Geleceğe ve yapabileceklerinizin gücüne inanmak.

            Hepinize bol enerjili günler…

 BÜLENT ERİŞ


biber hapı Genel Türk Web Siteleri